Barış Hakan Karayavuzoğlu

“Bense bütün bir sistemi ‘zombi kapitalizmi’ olarak adlandırmakta sakınca görmüyorum.”

                                                                                                       Chris Harman

 

İnsanlık uzun süreden beri dünyayı etkileyen salgınla mücadele ediyor ve bunla yaşamaya çalışıyor. İnsanlığın yaşadığı salgınlar edebiyat ve sinema dünyasında oldukça fazla yer almıştır. Bu süreçlerde insanlığın salgın ve ölüm korkusu halinde nasıl değiştiği, vahşiliğe ve kötülüğe nasıl büründüğü görülür. 

Zombi Kapitalizmi kitabı, 7 Kasım 2009’da kaybettiğimiz devrimci sosyalist, Marksist teorisyen ve İngiltere’deki Sosyalist İşçi Partisi’nin lider kadrolarından Chris Harman’ın yazdığı, salgının ekonomik krize dair analizlerini içeren kitabıdır. Chris Harman zombi metaforunu kapitalizm için kullanır ve onu “canlı emeği sömürerek hayatta kalabilen ve hayatta kalabilmek için de daha fazla canlı emek sömürmesi gereken” vampire benzeten Marx’a dayanarak, bütün bu sistemi zombi kapitalizmi olarak adlandırır.  Zombileşen Kapitalizm, doğal olarak insanları da zombileştirir. Kapitalizm neye bürünürse insanları da ona dönüştürmeye yönlendirir.

Diğer taraftan insanın ve yaşamın zombileşmesiyle ilgili film ve diziler oldukça fazladır. “Dünya Savaşı Z” filmi ve “The Walking Dead” adlı dizi ilk akla gelenler. İnsanlığın salgın ve ölüm halinde yaşamak için nasıl değiştiği, dayanışmak yerine birbiriyle nasıl savaştığı görülür bu tür yapıtlarda. Bu film ve diziler, kapitalizme eklemlenen insanın geleceği en son noktayı yansıtır. 

Zombi, Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanır; Hortlak, uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse. Var olan dizi ve filmlerde zombinin karşılığı “hortlak” olarak sunulur. The Walking Dead adlı dizi, ölen insanın zombileşme sürecini ve buna karşılık yaşayan insanın değişimini ve vahşileşmesini anlatır. The Walking Dead bireyin zombiye dönüşümünü insan beyni üzerinden aktarır. Düşünen ve yaşayan insan beyni, aydınlık bir alan olarak ekranda yer alır: duyguların, düşüncelerin, okumanın ve bilmenin aydınlattığı bir beyin. Daha sonra bu insana zombi virüsü verilir ve o aydınlık olan beyin büyük karanlığa dönüşür: düşüncesiz, sevgisiz, duygusuz karanlık beyin. Belirli bir süre bu karanlığa ve ölüme teslim olan beyinde küçük karanlık aydınlanmalar başlar. Görüntü aydınlık olsa da beyin artık kötülüğün egemenliği altına girmiştir. Bu duruma vahşilik ve kötülüğün ortaya çıkış anı diyebiliriz. İnsanın belki de tek gerçek olan yanı ortaya çıkıyor: kötülük, öldürme ve beslenme duygusu. Buradaki zombileşme metaforu, insanın gerçek ve hastalıklı halini gösterir. 

Zombileşme süreci; Düşünce bitince, insanın yaşayacaklarını ve yaşatacaklarını yansıtır. İnsanlığın kaleleri bir bir düşer ve zombileşme başlar. Böylelikle insanın vahşi ve kötü tarafı ortaya çıkar. İnsanın, doğanın en vahşi bir yaratığı olduğunu, nasıl kötüye dönüştüğü görülür. Vahşi olan ve vahşileşen insan hissedilir. İnsanın bir gerçeği belki de tek gerçeği olan kötülük yanı ortaya çıkar. Salgın, insanın hastalıklı ruh ve düşünce dünyasının belirmesine neden olmuştur. 

Düşünen bir varlık olarak tanımlanan insan, zombilerle birlikte düşünmeyi bırakıp yaşamak ve beslenmek güdüsüyle hareket etmeye başlar. Bir tarafta zombileşen ölü insanlar diğer tarafta yaşamak için zombileşen insanlar. Değişen bir dünya ve canavarlaşan insan ortaya çıkıyor. Tüm yaşam; kadın, erkek, çocuk herkes kötülüğün esiri oluyor. Ana hedef hayatta kalmak ve beslenmek oluyor bunu sağlamak için de her şey mubah. Modern yaşamın, aklın, bilimin, dinin yarattığı tüm değerler; insanın kötülüğüne katılıyor ve hizmet ediyor. Hukuk, insan hakları, demokrasi ilk yok edilen değerler oluyor. 

Zombi dizi ve filmlerinde yansıtılan gerçeklik, insanlığın kapitalizmle birlikte yaşadığı ve yaşayacağı sürecin nereye varacağını tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. Beyin ölümü gerçekleşen insan kapitalizmin zombisi olur. Var olan kapitalist sistem beyin ölümünü korku ve tüketim kültürü ile gerçekleştirir. Kapitalizmle birlikte dünya acımasız bir hızla değişiyor. Korku, düşünen beynin ölümüdür. Kapitalizm korku ve kötülükten beslenen bir yapıdır ki insanı da kendisine benzetmiştir. 21. yy insanlığın korkuyla ve tüketimle zombileşmeye başladığı çağ oldu. Kadına, çocuğa, doğaya, hayvana, insanın insana düşmanlaştığı bir çağ.

Bu film ve dizilerde “Bize ne oldu? Biz nasıl bu hale geldik?” soruları en çok sorulan sorudur. Oysa gerçekte de bundan farklı bir şey olamazdı zaten. Kapitalizm içimizdeki zombiyi uyandırdı ve medeniyet hızlıca yok ediliyor.

Zombi film ve dizileri izleyenlerin midesini bulandırıyor oysa bize ekrandan yansıtılanların hepsi günümüz dünyasında yaşanıyor ve dünyanın bir gerçeği olarak duruyor ama bu duruma karşılık midemiz bulanmıyor. Annenin babanın çocuğunu öldürdüğü, dedenin torununa tecavüz ettiği, patronun çalışanını sınırsızca sömürdüğü ve taciz ettiği, sevgilinin ve kocanın kadınları öldürüp kesip yaktığı zamanları yaşarken insan zombilerden midemiz bulanmıyor! İnsana dair tüm güzel duygu ve davranışları, sevgiyi, merhameti, hoşgörüyü çok kolay terk ettik. Nefret, korku ve kinin karanlığında yaşamayı yaşamak olarak görüyor ve ona göre davranıyoruz.

Zombi film ve dizileri insanlığın gerçek yüzünü ortaya koyduğu için mi acaba midemiz bulanıyor? Beslenme ve yaşama güdüsü insanı düşünen bir varlık olmaktan çıkarıp öldüren bir varlık ve katile dönüştürdü. Toplumun büyük bir çoğunluğu kapitalizmin zombileri olarak yaşıyor ve buna karşılık olarak öfkeyi kapitalizme yönlendirmek yerine birbirlerine yönlendiriyorlar. Bu durumda kendi zombiliğimizle yüzleşmeli ve bizi zombileştiren kapitalist değerlere karşı koymalıyız. Ya insan kalmakta ısrar edeceğiz ya da kapitalizmin zombileri olarak yaşamaya devam edeceğiz. 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar