Dikkat: Bu yazı Umutsuzluk içerebilir!

Zaman olur, göğsümüzün tam ortasında büyüyen bir çığ gibi içimizi ağırlaştıran ama adını bir türlü koyamadığımız duygularla dolup taşarız. Zaman olur, kuş misali hafifleyip hayatın akışında özgürce süzülürüz. Fakat çoğu zaman, yaşamın dalgalanan ritmi içinde ortalamayı yakalamaya çalışırken umutsuzluğumuz, umudumuzu gölgede bırakır. Bazı şeylerin ortalaması olmaz, öylece dururlar. Matematiğin kusursuzluğuna inat, hayatın kendisi paramparça bir bilmece gibi karşımızda durur.

Her geçen gün, kaotik bir dünyanın sınırlarında nefes alıp vermeye çabalıyoruz. Nefes dediğim, kimi vakit içimize doldurduğumuz karanlıkla boğulacak gibi olan bir inilti… Kimi zamansa az da olsa tutunduğumuz bir dal gibi içimizde filizlenen umut. Fakat her kapana kısıldığımızda, sözüm ona “yeni bir yol açma” hevesi kitap sayfalarında büyüyen bir masaldan öteye gidemiyor. Gerçek yaşamdaysa, o kapanın soğuk metal dişleri göğsümüzde derin izler bırakıyor.

Siyasi, politik ve toplumsal dengeler, bizi her an teyakkuzda ve diken üstünde tutuyor. Kimileri buna “toplumsal etki” diyor ben “toplumsal çürüme” demeyi daha doğru buluyorum. İsimlendiremediğimiz, tarifini tam yapamadığımız her şey zamanla içimize işliyor ve bizi tanımlanamayan bir kimliğe bürüyor. Özel isimlerimiz değil bunlar, toplumsal “izm”lerimiz… Ne zaman bir çıkış yolu arasak bir “izm”le daha da ötekileştirilmek kaçınılmaz hâle geliyor.

Ve aslında son zamanlarda hepimiz “öteki”yiz. Kimi az öteki, kimi çok öteki. Teorilerde buna küçük öteki ya da büyük öteki demek mümkün—demesek bile artık diyelim.

Hiçbirimiz tam anlamıyla “bir şey” değiliz; yalnızca yeterince umutsuz ve çaresiziz. İçimizi sessizce kemiren o karanlık… Peki, çıkış yolu var mı? Belki yok. Belki biraz sanat, belki de ruhumuza yuva olacak ilişkiler… Bu gürültülü hengâmeden bizi çekip alabilecek yegâne güç, belki bir parça sevgi. Bizi ayakta tutan tek dal, umudun kırık dallarından arta kalan minik filizler…

Ve işte tam da bu yüzden, kapandığını sandığımız her kapının ardında bir damla ışığa dokunma ihtimalimiz var. Tüm bu hengâmeden bizi sıyıracak olan şey ise, bana sorarsanız biraz sanat, birazcık da sevgi.

1 yorum
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

Aytekin Çakmakcı’yı Uğurlarken

“Hangimizin hayatında sinema yer almadı. Bazen izledik bazen onu yaşadık. Üzüldük, ağladık,…

Anahtar Konuştu’nun Yolculuğu

Hüseyin Çevik’in “Anahtar Konuştu” şiir kitabı 2020 yılında Klaros yayınları etiketiyle okuyucunun karşısına çıktı. Anahtar…

Cumali Yardım yazdı: Puslu Kıtalar Atlası’nın Pusu

Kefenlenen sözler çıkardım başkasının risalesinden Yılan çeşmesinde rumî bir rivayetle yıkadım yüzümü…

Who Is the Intellectual

Who is the intellectual? Actualy this question is a very difficult to…