Söyleşen: Cumali Yardım

Sayın Melike Şenyüksel:

  1. Retro Öyküler, içerisinde 21 öykü barındırmaktadır. Kısa ve hayatın içerisinden manzaralar sunan bir öykü serisi. Retrosundan sual (s.13) olunan bir dünyada yeryüzünden silinmek istenmeyen (s.12) bir insanın anlatısı. Retro Öyküler, nasıl ortaya çıktı? Hikayesini bizimle de paylaşır mısınız?

Elbette… Kısa öykü benim yazınsal türler açısından kendime en yakın bulduğum ve üzerine daha çok eğilmek istediğim bir tür oldu her zaman. Söylenecek olanı en ustalıklı, fazlalıklarından arındırılmış, daha konsantre ve katmanlı bir biçimde sunmayı yazınsal bakışımda hep merkeze aldım. Okurken de yazarken de… Şiir ve aforizmaların sağladığı derinliklerden de beslendim tabii. İyi bir şiir okuru olduğumu eklemeliyim. Retro Öyküler de işte bu bakışın bir sonucu olarak oluştu. Farklı zaman dilimlerinde kaleme aldığım, öncesinde de edebiyat dergilerinde yer alan öykülerim bir araya geldi ve uzun bir yolculuğa çıktı diyelim.

Retrosundan sual olunmayan Merkür’e dil çıkarma telaşı da diyebiliriz buna; hayatlarımızdaki bazı sabitlere, ön kabullere işaret etmek, değinmek babında…

  1. Söylemediklerini istiyorum ben, söylediklerini değil. Bana sustukların lazım. (s.16)

İnsan, globalleşmenin ve dijitalleşmenin etkisiyle derin bir yalnızlığa ve sessizliğe gömüldü. Retro Öyküler bu sessizliğin bir dili mi? Edebiyat, sessizliğin ve yalnızlığın bir dışa vurumu olabilir mi? 

Globalleşme ve dijital kültürün bize bir sosyalleşmeymiş gibi sunduğu bu kalabalıklaşma halinin, aslında koyu bir yalnızlığı beslendiğini görmek önemli. Dijital kültürün beslediği bunca “çok şey söyleme(!)” halinin yarattığı kakofoni, ruhumuzu gerçekten yoruyor. İşte tam da burada “iyi ki edebiyat var” diyorum. Edebiyat, beni her daim sakinliğe ve insana odaklanmaya davet eden çok güçlü bir okyanus, dalgalı bile olsa…

Edebiyatta hayat içerisindeki her durumun ve tabii sessizliğin ve yalnızlığın da dışa vurumu olabilir. Ancak durumları doğru okumakta fayda var. Bunu söylerken, söylemin ötesine geçmek yani perde arkasına da bakmaktan söz ediyorum ben. O suskunlukta gömülü olan bir veri var çünkü. Edebiyat söylenenlerin ötesine geçip söylenmeyenleri de dert edebilir.  Burada Ayrılık da sevdaya dâhil, diyebilirim şairine selam ile…

Özetle; hayatlarımıza söylediklerimiz kadar söylemediklerimizin de yön verdiğini düşünüyorum. Günlük hayatta; dile getirmekten çekince duyduğumuz, gerçeğini eğip büktüğümüz, söylemlerimizle asıl içeriğine ayar vermeye çalıştığımız tonlarca hal yaşıyoruz. Dolayısıyla, hayata dair her şey, edebiyata dâhildir zaten. Bana göre edebiyat, suskunluğun altındaki çığlığı da dillendirir, çığlıktaki sessizliği de…

 

  1. Mavi Göğün Türküsü (s.26) ve Kalan (s.49) öyküleriniz kadın cinayetlerine duyulan bir öfkenin çığlığı. Yüksek lisansınız da Toplumsal Cinsiyet üzerine. Kadın cinayetleri karşısındaki yüzsüzlüğümüz toplumun tüm kesimlerinde ağır basmaktadır. Kelimeler bile artık bu duyarsızlık karşısında anlamını kaybediyor. Bu sorunları aşabilmek için edebiyatın toplumsal duyarlılığa etkisi nedir?

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tüm dünyanın gidişatını belirleyen en büyük sorunlardan biri bana göre. Hele ki ülkemizde… Tarihsel süreçlere baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. Bu durumu mesele edenler ve etmeyenler üzerinden de hayat pratiklerimiz belirleniyor. İstihdamdan, eğitime, sosyal hayattan, siyasal hayata değin çok geniş bir yelpazede bunun ne denli kangrenleşmiş bir sorun olduğunu görmemek mümkün değil. Kadın cinayetlerine çözüm olarak kınamanın, yazıklanmanın çok ötesinde şeyler gerekiyor. Tez çalışmamda da bu meselenin eğitim boyutuna odaklandım. Gördüm ki en bilinçli insanda bile farkında olmadan da olsa bu ayrımcılığı besleyen tavırlar söz konusu olabiliyor. Edebiyatın bu konuda toplumsal duyarlılığa etkisine gelirsek elbette çok güçlü bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Güçlü bir metin, okurunu empati kurmaya, yaşanmış hikayelere tanık olmaya davet edebilir. Tabii, biz buradayız ey sevgili okur, sen neredesin de denebilir bu son bapta…                                                     

  1. Retro Öyküler; hayatın içinden, sokağın köşesinden, kahvehanelerdeki çaylardan, köşe başındaki esnaftan, bakkalların yalnızlığından, olmaktan, olamamaktan manzaralar taşıyor. Bu manzaraların içerisinden yükselen bir ses.

Retro Öyküler, hayatın neresindedir?

Retro Öyküler; hayatın tam ortasında ya da başka bir deyişle, şu satırla benim aramda kaç kişi var, diye sorduğum yerde… Biraz insana bakma, ona dokunma çabası biraz da serçe telaşı diyelim. Doğayı es geçmek olmaz

  1. İhanetin keskin rüzgarı yüzüne çarptığında belki de ancak bir ağaca tutunabilirdi insan. (s.68)

İnsan, insana sığınabiliyor mu? İkinci bir şansı hak ediyor muyuz sizce? 

Çok güzel bir soru. Sanırım “insan sığınabilir mi” diye sorarak da başlayabiliriz, hangi saçak altına sığabiliriz? İnsanı doğadan koparan yaklaşımları sıkıntılı bulurum ben. Dolayısıyla insan insana da sığınabilir, tıpkı öyküdeki gibi bir gün bir ağaca da sarılabilir. Ham maddemiz aynı çünkü. Sadece kendimizi yeniden bulmaya ihtiyacımız var ve biz, bize kılavuzluk etmeye hazır bir doğayı sadece katletmekle meşgulüz. Oysa o, anlaşılmayı bekleyen çok katmanlı bir metin. Onu ustalıkla okumayı öğrendiğimizde sanırım hayat çok başka bir hayat olacak.

  1. Retro Öyküler ile 2021 ÇYDD Türkan Saylan ödülünü aldınız. Ne hissediyorsunuz? Duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

Haberi ilk aldığım anı hiç unutmuyorum, Sayın Prof. Dr. Ayşe Yüksel’in ödülü kazandığımı bildirdiği an, heyecandan bir süre cümle bile kuramadım. Tarifi mümkün olmayan bir mutluluk ve onur kaynağı oldu gerçekten. Bu vesileyle tekrar teşekkürlerimi sunmak isterim. Türkan Saylan her zaman hayranlıkla izlediğim, ilham aldığım, hepimizin hayatlarına ilham verecek denli güçlü bir figür. Onun ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin eğitimle ilgili yürüttüğü projeleri her zaman büyük bir ilgi ve beğeniyle izledim, izlemeye de devam ediyorum. Ben de bir eğitimciyim. Bir çocuğun hayatına dokunmanın güzelliğini, onu hayata kazandırma çabasının ne denli kıymetli olduğunu bu sayede bir kez daha vurgulamak isterim.

  1. ÇYDD Trabzon Şubesinin düzenlediği 2021 Çağdaş Kalemler Öykü Ödülü (İbrahim-Hatun Genç Anısına) öykü projesinde seçici kurul üyesisiniz. Neler hissediyorsunuz? Böyle bir projede yer almak nasıl bir duygu?

ÇYDD Trabzon Şubesi kültür sanat etkinlikleri açısından hayranlık uyandırıcı bir ivmeyle yoluna devam ediyor. Çabaları gerçekten takdir edilesi… Edebiyat sohbetleri, şiir etkinlikleri, kültür sanata ilişkin gündemi ve günceli her daim takip ediyor oluşları mutluluk verici. 2021 Çağdaş Kalemler Öykü Ödülü seçici kurul üyeliği teklifiyle geldiklerinde çok mutlu oldum, onur duydum. Kültür Sanat için sergiledikleri bu güzel enerjiye ben de kendi enerjimle katkıda bulunmak istedim. Güzel bir çalışma ekibimiz var ve eminim keyifli, verimli bir proje olacak. Heyecanla öykülerle karşılaşmayı bekliyorum.

Çok teşekkür ederim.                                                                           

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

Turgay Beşyıldız :”Herkesin ama herkesin bir hikâyesi vardır”

Söyleşen: Cumali Yardım Barış Hakan Karayavuzoğlu Turgay Beşyıldız’ın kitabı üzerine yazdığı inceleme…

Toyder İle Söyleşi

Söyleşen : Cumali Yardım TOYDER Tonya’da çevre mücadelesinin ortaya çıkardığı bir Demokratik…

OSMAN ZEKİ DEMİRKALE İLE SANATA DAİR

Ressam, fotoğrafçı ve eğitimci olan Osman Zeki DEMİRKALE ile sohbet etme imkânı…

Trabzon Karadeniz Yazarlar Birliği Derneği ile Söyleşi

   Karanlığın içinden geçtiğimiz zamanları yaşıyoruz. Nefesimiz düğümlenirken boğazımıza etrafımızdan ışık arıyoruz,…