Gücün peşinde koşmayı, bir içsel güdü veya bireysel egoların öne çıkması olarak değerlendiriyorum. Çünkü güç, kendisiyle birlikte “güç zehirlenmesi”ni getirir ve bu durum, toplumsal amaçlardan ve misyonlardan ziyade kişisel değerlerin ön plana çıkmasına yol açar. Oysa ki birey için asıl önemli olan “güçlü” bir yapı kurmak değil savunduğun dünya görüşün ve anlayışının hayata geçirilmesidir.

Birey, kişisel hayatında sadece güçlü olmak ve gücünü kullanmak amacıyla bir yolculuğa çıkıyorsa bunun toplumsal faydası olmayacağı kanaatindeyim. Nitekim Eflatun’un “gücün peşinde koşmak ona sahip olmaya ehil olmadığınızın kanıtıdır” cümlesi burada doğru bir tespittir. Çünkü var olan hegemonik yapılar ve küresel krizler genellikle güç peşinde koşan bireylerin güdülerinden kaynaklanmıştır, kaynaklanmaya devam etmektedir. Nitekim bugün yaşadığımız dünyadaki tüm bu küresel krizlerin kaynağı bana göre “gücün ve güçlü olmanın peşinde koşan” bireylerden kaynaklanmaktadır.

Bunun yerine şahsen ben gücün peşinde koşmaktan ziyade ideallerinin peşinden giden bir dünya görüşünü daha doğru bulurum. Tarih de göstermektedir ki, gücün peşinde koşan insanlar çoğunlukla toplumsal bir misyon gütmezler. Onların çıkış yolu kendi egemenliklerini halka dayatmak, sevgi yerine baskıcı rejimler kurmak, dayanışma yerine tek akılcılığı uygulamaktır.

Bir birey, hayat yolculuğunda kendi bilgi birikimi ve savunduğu ideallerin doğru olduğuna inanarak hareket ettiğinde bu ideallerini daha adaletli ve çoğulcu bir yapıyı kurmak için çabalar. Tüm bunları bir kenarı bırakıp sadece gücün peşinde koşan insanlar da ise bu zamanla hegomanik baskıyı tetikler. Çünkü güç, kendiyle birlikte bireysel ya da küresel faşizmi de getirir. Kişisel yolculuğunda güçlü bir yapı kurmaya odaklananlar, kanaatimce kendilerine ya da savundukları ideallere güvenmedikleri için başka bir yapı kurma çabasına girerler. Bu da, zayıf bir temele dayandıklarını gösterir.

Diğer taraftan, gücün ya da güç peşinde koşmanın bir bireysel zayıflık olduğuna inanıyorum. Çünkü güç, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, sonunda özgürlükleri kısıtlar ve tek sesliliği artırır. Bu yüzden güçlü olmanın yerine dayanışma kültürünü öne çıkartmamız gerekir. “Ben yaparım oldu” ya da “ben yaptım oldu” anlayışını değil “biz yaparsak daha iyi olur” bakış açısını kendimize misyon edinmeliyiz.

Bu görüş, entelektüel dünyaya bakışla da ilgilidir. Edward Said’in Entelektüel adlı eserinde bahsettiği gibi, entelektüeller, kendi iç dünyalarından vazgeçip toplumsal aydınlanmayı ön plana koyan insanlardır.

Tüm bunlardan hareketle gerçek aydın ve entelektüeller güçlü olmanın peşinde koşmazlar. Güçlü olmak ve güce sahip olmak isteyenlerin de entelektüel olduğunu düşünmüyorum. Çünkü entelektüellik kendi bireysel duygularından ziyade toplumun çıkarlarını önemsemektir. Ama hayattaki tek misyonu güçlü olmak ve güce sahip olmak isteyenler demokratik bir dünya kurmaktan ziyade kendi emellerini gerçekleştirmek üzere hareket ederler.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

Anahtar Konuştu’nun Yolculuğu

Hüseyin Çevik’in “Anahtar Konuştu” şiir kitabı 2020 yılında Klaros yayınları etiketiyle okuyucunun karşısına çıktı. Anahtar…

KORKU YALANI BESLER

“Acı çekmenin hiçbir derin anlamı yoktu.“ Frank Furedi Faşizm, toplumsal kahramanlıklar üzerine…

Yas’ın Dört Mevsimi

“Mevsim Yas” Mehtap Ceyran’ın ilk kitabı. İnsana acı veren sözcüklerle örülü bir roman.…